Diyalektik, hayatın ve düşüncenin kavga ederek büyümesidir. Bir fikir atın ortaya buna “tez” deyin. Karşısında mutlaka bir karşı fikir çıkar buna “antitez”. İkisi birbirini yer, tartışır, çelişir. Ama bu çatışma boşa gitmez: Ortaya daha iyi, daha olgun bir üçüncü fikir çıkar buna da “sentez” deriz.
Örnek mi? “Her şey değişir” derseniz, biri çıkıp “Hayır, bazı şeyler hep aynı kalır” der. Tartışma sonunda anlarsınız ki: Değişmeyen şey, değişimin ta kendisidir. İşte bu diyalektiktir. Tarih boyunca farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.
Antik Yunan’da Herakleitos der ki: “Her şey akar, aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız.” Yani dünya durmadan değişir ve karşıtlar (gece-gündüz, savaş-barış) birbirini yaratır. Ona göre kavga, her şeyin babasıdır. Sonra Sokrates gelir, soru cevap yöntemiyle karşısındakine “Sanma ki biliyorsun, hadi beraber düşünelim” demektedir. İşte bu da diyalektiğin ta kendisidir.
Ama bu işin babası sayılabilecek isim Alman filozof Hegel’dir. 19. yüzyılda Hegel şöyle der: Tarih ve düşünce boş boş akmaz. Bir fikir (tez), onu reddeden bir karşı fikir (antitez) yaratır. Bunlar kendi arasında çatışır, çelişir. Ve bu çatışmadan daha yüksek bir sentez doğmaktadır. Sonra bu sentez yeni bir tez olur, bu durum döngüsel tekrarlanagelen bir işlemdir. Hegel’e göre ruhun kendini tanıma yolculuğu böyle ilerlemektedir.
Sonra bir başka Alman gelir: Marx. Marx, Hegel’i baş aşağı çevirir. Der ki: “Bu diyalektik ruhta değil, maddede işler. Tarihin motoru fikir kavgası değil, sınıf kavgasıdır. Köle ile efendi, işçi ile sermaye sahibi çatışır ve bu çatışmadan yeni bir toplum düzeni doğar.” İşte Marksist diyalektik tam da budur.
Özetle: Diyalektik, Antik Yunan’dan bugüne, hayatın hiçbir şeyin tek başına ve durağan olmadığını, her şeyin bir karşıtı aracılığıyla geliştiğini anlatan bir felsefe yöntemidir. Kavgadan korkmaz, çelişkiyi besler, her şeyi hareket halinde görür. Yani diyalektik, “Ne sen haklısın ne ben, birlikte doğruyu buluruz” demenin felsefi yoludur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder