Görünmeyen Gözlükler: Paradigma Üzerine

Bir bilim insanının laboratuvarında yaptığı deneyleri düşünelim. Ya da bir gökbilimcinin teleskobunun ardında yıldızları incelediğini hayal edelim. Tüm bu gözlemler, deneyler, elde edilen veriler, peki ama bunları anlamlandıran şey nedir? İşte tam bu noktada karşımıza "paradigma" kavramı çıkmaktadır.

Thomas Kuhn'un 1962'de yayımladığı "Bilimsel Devrimlerin Yapısı" kitabıyla felsefe dünyasına kazandırdığı bu kavram, aslında oldukça basit bir gerçeği ifade eder: Bilim insanları (ve aslında hepimiz) dünyaya çıplak gözle bakmayız; dünyayı belli bir çerçeveden görürüz. Paradigma, işte bu çerçevenin kendisidir. Düşüncemizin şeklini belirleyen, neyin sorulmaya değer olduğunu, neyin kanıt sayılacağını, hangi yöntemlerin geçerli olduğunu önceden belirleyen işte bu gözlüktür.

Newton fiziğinin egemen olduğu 18. ve 19. yüzyılları düşünelim. O dönemde bir bilim insanı için evren dev bir saat gibi işleyen, kesin yasalarla yönetilen bir mekanizma olarak kabul ediliyordu. Her şeyde matematiksel yerli yerindelik hakimdi. Ta ki 20. yüzyıl başında Einstein'ın görelilik kuramı ve kuantum fiziği gelene kadar. Ama asıl çarpıcı olan şudur: Yeni paradigma ortaya çıktığında, eski paradigmayla çalışan bilim insanları onu hemen kabul etmezler. Çünkü bir paradigma sadece teorilerden ibaret değildir; bir aidiyet, bir eğitim, bir dil, bir kimlik meselesidir de aynı zamanda.

Kuhn'a göre bilim, kademeli ve birikimli bir ilerleme kaydetmez. Aksine uzun süren "normal bilim" dönemleri (herkesin aynı kurallarla çalıştığı, puzzle çözer gibi problemlerle uğraştığı dönem) ve ardından gelen "bunalım" ve "devrim" dönemleri vardır. Bir paradigma içinde çözülemeyen anormallikler birikir, taşlar yerinden oynar ve sonunda yeni bir paradigma eskinin yerini ancak o zaman alır.

Paradigma kavramını anlamak için bir de gündelik hayata bakalım. Bir hastalığa nasıl yaklaştığınız, hangi tedaviyi tercih edeceğiniz, aslında tıbbi bir paradigmanın içinde olduğunuzu gösterir. Batı tıbbı ile geleneksel Çin tıbbı arasındaki uçurum, farklı paradigmaların sonucudur. Aynı verilere bakıp bambaşka sonuçlar çıkarmalarının nedeni budur.

Belki de paradigma kavramının en önemli dersi şudur: Hiçbir bilgi tarafsız değildir. Her bilgi bir çerçevenin, bir "görme biçiminin" ürünüdür. Bugün doğru kabul ettiğimiz pek çok şey, yarının bilimsel devriminde naif birer hurafeye dönüşebilir. Bu bizi karamsarlığa itmemeli; tam tersine, bilginin doğası hakkında bize alçakgönüllülük öğretmektedir. Olmaz olmaz diye bir şey yok.

Paradigmalar değiştiğinde, bilim insanları farklı dünyalarda yaşadıklarını söylerler. Kopernik öncesi bir gökbilimci Güneş'in doğuşunu izlerken Güneşin dönüşünü, Kopernik sonrası bir gökbilimci Dünya'nın dönüşünü hisseder. Aynı gökyüzü, aynı ışık, ama bambaşka bir anlam.

İşte paradigma budur: Görünmeyen, ama her şeyi şekillendiren gözlükler. Onları fark etmek ise düşüncenin ilk ve en zor adımıdır belki de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder