Görünmez Olunca Kaybolan Ahlak: Gyges'in Yüzüğü Bende Olsaydı?
Platon'un Devlet adlı eserinde anlattığı Gyges’in Yüzüğü hikâyesi, binlerce yıl öncesinden günümüze uzanan güçlü bir düşünce deneyidir. Hikâyeye göre, Gyges adlı bir çoban, bir deprem sonucu açılan bir mağarada bulduğu altın bir yüzüğü parmağına takar. Tesadüfen fark eder ki yüzüğün kaşını kendine doğru çevirdiğinde görünmez olmakta, tekrar çevirdiğinde ise yeniden görünür hale gelmektedir. Bu gücü keşfeden Gyges, onu kişisel çıkarları için kullanır; kraliçeyi baştan çıkarır, kralı öldürür ve ülkenin yönetimini ele geçirir.
Peki ya bu yüzük bende olsaydı? Ya da daha dürüstçe sorayım: Sizde olsaydı?
Platon bu hikâye aracılığıyla şu soruyu sorar bizlere: İnsanlar gerçekten adil oldukları için mi iyidir, yoksa sadece cezalandırılmaktan korktukları ya da itibarlarını kaybetmek istemedikleri için mi iyi davranırlar? Eğer bir kişi, yaptığı hiçbir kötülüğün ortaya çıkmayacağından emin olsaydı, yine de doğru olanı yapar mıydı?
Bu soruyu düşünürken içimde iki ses duyuyorum. Birinci ses, hemen "Tabii ki doğru olanı yapardım, çünkü ahlaklı olmak benim karakterimin bir parçası" diyor. Ama hemen arkasından ikinci ses fısıldıyor: "Gerçekten mi? Ya sınavda çok zor bir soruyla karşılaşsan ve kimse seni görmüyorken cep telefonundan cevaplara baksan? Ya en sevmediğin öğretmeninin çantasından, onu kimse görmeden bir ders notunu çalsan? Ya da bir mağazada, gözlerden uzak bir köşede duran pahalı bir telefona uzanıp onu cebine atsan?"
İşte tam bu noktada yüzüğün asıl sınavı başlıyor. Çünkü görünmezlik, sadece fiziksel bir kayboluş değil; aynı zamanda toplumsal kuralların, yargılanma korkusunun ve utanma duygusunun da ortadan kalkması demek. Peki o zaman bizi iyi yapan şey ne? Vicdan mı, yoksa gözetleniyor olma hissi mi?
Bence insanı iyiliğe yönelten iki ana neden var: içsel ve dışsal. Dışsal nedenler, toplumun bize bakışı, kanunların caydırıcılığı, ailemizin bize duyduğu güven. İçsel nedenler ise vicdan, empati ve kendimize duyduğumuz saygı. Gyges’in Yüzüğü, dışsal nedenleri tamamen ortadan kaldırıyor gibi. Geriye sadece iç sesimiz kalıyor.
Eğer yüzük bende olsaydı, sanırım ilk günlerde küçük "denemeler" yapardım. Mesela sevmediğim birinin arkasından konuşulanları dinler miydim? Muhtemelen. İndirimde olmayan bir ürünü görünmezce alıp çıkabilir miydim? İşte orası zor. Ama belki de en büyük sınav, insanlara yardım ederken görünmez olmayı seçmek olurdu. Hiçbir takdir beklemeden, sırf iyilik olsun diye birine yardım etmek... İşte o zaman yüzüğün lanetini kırardım belki.
Platon’a göre, gerçekten adil insan, yüzüğe sahip olsa bile adil kalmaya devam eden kimsedir. Ama Platon bile bunun ne kadar zor olduğunu kabul etmektedir. Günümüz dünyasında da aslında hepimizin küçük "görünmezlik anları" vardır. Kimsenin görmediği anda bir çöpü yere atmak, kimsenin görmediği anda bir sınavda kopya çekmek, kimsenin takip etmediği bir ortamda yalan söyleyivermek... Bunlar bizim küçük Gyges’lik deneyimlerimizdir.
En nihayetinde, Gyges’in Yüzüğü aslında hepimize aynı soruyu soruyor: "Görünmez olsan, kimse seni görmese, kimse bilmese, yine de iyi insan olmayı seçer misin?" Bu soruya vereceğimiz cevap, sadece ahlakımızın değil, aynı zamanda karakterimizin de aynası olacaktır. Umarım ki yüzük bir gün gerçekten elinize geçerse, içinizdeki ses size "Yapma, bu sen değilsin" diyecek kadar güçlü olur. Belki de asıl mesele, görünmezken nasıl biri olduğumuzdur. Ne dersiniz?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder