“Okuması mümkün olmadığında bile, edinilmiş kitapların varlığının, bir
kişiye okuyabileceğinden çok fazla kitap aldıran bir keyif üretmesi, ruhun
sonsuzluk arayışından başka bir şey değil. Kitapları okumasak bile el üstünde
tutarız. Çünkü sadece varlıkları bile konfor verir, içlerindekine erişim
kolaylığı bir tatmin yaşatır.’’
- A. Edward Newton -
Kitap okumak bir yönüyle, aslında, bağlama çalmak, resim yapmak gibi bir
sanattır. İyi bir kitap okuru olmak iyi bir bağlama ustası olmak gibidir ve
tıpkı diğer sanatlar gibi emek ister. Yani kişi kitap okuma isteği telkin
edilerek iyi bir kitap okuru olmaz. Önce istek gelmez, önce emek gelir. Kitap
okumaya zaman ayırdıkça ve okudukça bu isteği gelişir ve rafine hale gelir. Bu
da ancak kitabı bol ortamlarda mümkün olur.
Bununla beraber satın alıp da henüz okumadığı kitapların her geçen gün
artarak birikmesi de, neredeyse her iyi okurun günün birinde yüzleşeceği bir
sorundur. Çok sayıda okunmamış kitap, birçok iyi kitap okurunun ortak
psikolojik yüküdür. Üstelik, ceplerinde biraz parayla bir kitapçıya her
girdiklerinde veya kartlarında parayla bir online kitap sitesine her
girdiklerinde bu yükü daha da artıracak yeni kitaplar almaktan da kendilerini
alamazlar.
Kütüphanemizde henüz okumadığınız kitap sayısının okuduklarımızdan fazla
olması, dahası, henüz okunmamış kitaplarımız varken yeni kitaplar satın almak,
yakın zamana kadar suçluluk hissi veren olumsuz bir davranış gibi geliyordu.
Bu yaygın kanı, Lübnan kökenli Amerikalı yazar ve ekonomist Nassim
Nicholas Taleb’in 2007’de yayınlandıktan sonra ABD’de kısa sürede en çok
satanlar arasına giren ‘‘Siyah Kuğu; Hiç Akla Gelmeyenin Etkisi’(The
Black Swan)’ kitabının yol açtığı tartışmayla bir ölçüde değişti.
Taleb kitabında, insanların bildikleri şeylere, bilmedikleri veya farkında
olmadıkları şeylerden çok daha fazla değer atfetseler de günün sonunda
gelişmeleri şekillendirenin ikinciler olduğunu savunuyor. Gerek ekonomi, gerek
toplumsal yaşam, gerekse de kişisel gelişimimiz üzerinde, aklımıza pek
gelmeyen, hiç olasılık vermediğimiz veya öngörmediğimiz bir çok faktörün de,
dikkate aldığımız, farkında olduğumuz, planladığımız faktörler kadar ve çoğu
zaman onlardan da fazla etkili olduğuna dikkatimizi çekiyor.
Taleb’in ‘Siyah Kuğu’sunda, ‘çok kitap sahibi’ olmanın üzerimizde fark
etmediğimiz etkisine dikkat çektiği bölümü, önce blogger Maria Popova’nın 2015
yılındaki bir blog paylaşımı ile ve sonra da Jessica Stillman’ın 2017
sonunda Inc.com’da
söz konusu blogdan hareket eden yazısı ile bu tartışmanın merkezine
yerleşti.
Taleb, kütüphanemizde, masamızda, yatağımızın başucunda durup da
okumadığımız kitapların da neredeyse okuduğumuz kitaplar kadar üzerimizde
etkisi olduğunu savunuyor.
Okunmamış kitaplar, bilmediğimiz bilgilerin ve bazı konularda yanlış
düşündüğümüzü bir gün gösterecek bilgilerin güçlü bir hatırlatıcısı olarak
egomuzun balonlaşmasını engeller.
Bu anlamda, kişisel kütüphanemiz, zihinsel dünyamızın da sembolik bir
göstergesi aslında. Kütüphanesini genişletmeyi bırakan kişi de öğrenmesi
gereken her şeyi öğrendiği yanılgısına kolayca düşeceği bir noktaya ulaşır.
Bilmedikleri şeylerin de artık onda bir eksikliğe neden olmayacağını düşünür.
Entelektüel gelişme hevesini yitirir. Egosunun ‘her şeyi biliyorum’ çukuruna
düşmesi artık işten bile değildir.
Buna karşılık kütüphanesini sürekli genişleten kişi ise, daha öğreneceği
çok şey olduğu duygusunu güçlü şekilde yaşamaya devam eder. Merakının yanı sıra
yeni sesler ve yeni fikirlere açıklığını yitirmez. Evinde sayısı her geçen gün
artan okunmamış kitaplar sürekli egosunu taciz etmeye devam edecektir.
Taleb, satın alıp da henüz okunmamış kitaplara, ‘antilibrary(anti-kütüphane)’
diyor.
Geçtiğimiz günlerde New York Times gazetesinde bunu gündeme getiren
Sacramentolu kitapçı Kevin Mims ise, bu ‘antilibrary’ isimlendirmesine bir şerh
düşüyor. Mims, ‘kütüphane’nin zaten, uzun süredir okunmadan o rafları işgal
eden kitapları da içerdiğini kaydediyor. Ona göre bu konudaki en iyi
isimlendirme Japonların, internet ve sosyal medya sayesinde artık küresel bir
terime dönüşmüş ‘tsundoku’ sözcüğü... Japonların, satın alıp da
okumadıkları kitapların oluşturduğu kitap yığınına taktıkları isim bu. ‘Doku’,
okuma fiilinden geliyor. ‘tsun’ ise bir şeyin birikmesi anlamına gelen
‘tsumo’dan geliyor. Bu anlamda ilk kez Mori Senzo’nun 1879 yılındaki bir
yazısında, sürekli kitap alıp hiçbirini okumayan bir öğretmeni hicvederken
'tsundoku sensei' nitelemesini kullanmasıyla literatüre girmiş.
Taleb’i bu konuda ezber bozan düşünceye iten şey ise usta İtalyan yazar
Umberto Eco’nun 30 bin kitaplık muhteşem kişisel kütüphanesi olmuş. Eco’nun, bu
kitapların hepsini okumuş olması olası mıydı?
Elbette ki hayır.
Ama bu kadar çok okunmamış kitap ona sürekli bilmediği ne çok şey olduğunu
hatırlatarak, Eco’nun entelektüel açlığını ve merakını hep zinde tuttular.
Taleb'e göre kütüphanemizdeki okunmamış kitapların bizim üzerimizde de benzeri
bir etkiye sahip olması çok mümkün. Tabii ki eğer kişisel kütüphanemizi,
egomuzu şişiren bir vitrin değil de bir öğrenme araştırma merkezi olarak
görüyorsak…
Kitap ve sanat eseri olan bir ortamda bulunmak bile, insandaki merakı,
öğrenme isteğini ve yaratıcı yeteneği kamçılar. Örneğin, Ray Brudbery, ABD’de,
kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin kitapları yaktığı bir kara ütopyayı tasvir
ettiği 1953 tarihli Fahrenheit 451romanını, California
Üniversitesi kütüphanesinin bodrum katında kiraladığı masada 9 günde yazar.
2006 yılında bir okuruna verdiği yanıtta, ‘’25 bin sözcükten oluşan bir
romanı bu kadar çabuk nasıl yazabildim? Kütüphanede yazmam sayesinde… Bütün
arkadaşlarım, bütün sevdiklerim, daha yaratıcı olmam için bana raflardan
haykırıyor, bağırıyor, feryat ediyorlardı. Yüzlerce kitabın gözleri önünde,
kitap yakmaktan bahseden bir kitabı yazmanın nasıl heyecan verici bir iş olduğunu
tahmin edersiniz diye düşünüyorum…’’ diye anlatacaktı etrafındaki
kitapların etkisini…
Kişisel kütüphane açık ki, sadece okunmuş kitaplardan oluştuğunda gücünün
önemli bir kısmını yitiriyor. Kütüphanemiz, okunmuşların yarı sıra, hiç
okunmamışlar, yarı okunmuşlar ve henüz satın alınmamış kitapların konulacağı
boş raflarıyla bir bütündür.
‘’Yani okuyamayacağınız kadar çok fazla kitap aldığınız veya üç ömür
süresinde bile bitiremeyeceğiniz bir okuma listesine sahip olduğunuz için
kendinizi hırpalamayı bırakın’’ diyor Stillman yazısında ve ekliyor:
‘’Evinizdeki okunmamış bütün kitaplar hiç şüphesiz cahili olduğunuz
şeylerin somut bir göstergesi. Ancak ne kadar cahil olduğunuzu bilmeniz bile,
sizi insanlığın çok büyük çoğunluğunun önüne geçirmeye yeter…’’
cemal-tuncdemir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder