Tüketim Çağında Kayıp Terazi: İbn Miskeveyh ve Ölçülülük Erdemi

 



İnsanoğlunun hikâyesi, aslında bir denge arayışının hikâyesidir. Toprakla gök arasında, ruhla beden arasında, arzuyla akıl arasında salınan bu varlık, tarih boyunca “ne çok fazla ne çok az” olanın peşinde koşmuştur. Ancak bugün, bu kadim denge altüst olmuş durumdadır. Reklam panolarının, vitrinlerin ve ekranların büyülü dünyasında yaşayan modern insan, sürekli daha fazlasını arzulamaya programlanmış bir tüketim makinesine dönüşürken, 10. yüzyıl İslam düşünürü İbn Miskeveyh’in “ölçülülük” (iffet) erdemi etrafında şekillendirdiği ahlak felsefesi, çağımızın bu çılgınlığına tutulan aynalardan biri olarak karşımızda durmaktadır.

İbn Miskeveyh’e göre ölçülülük, nefsanî arzuların akıl ve din süzgecinden geçirilerek dengelenmesidir. O, insanın hayvani yönünü oluşturan şiddetli arzu gücünün tamamen yok edilmesini değil, akıl tarafından terbiye edilmesini savunur. Erdemi, iki aşırı uç olan “şiddetli arzu düşkünlüğü” ile “tüm arzuları köreltme” arasındaki altın yol olarak konumlandırır. Bu orta yol, tıpkı bir terazinin iki kefesini dengelemek gibidir; ne mala, zevke ve konfora sırt çeviren bir zahitlik ( Dünya malından elini çeken) hedeflediği, ne de bunlarda boğulan bir hazcılık olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, dünya nimetlerini Allah’ın bir lütfu olarak görüp, onları aşırılığa kaçmadan, ihtiyaç ve şükür dengesi içinde kullanmaktır.

Şimdi bu 10. yüzyıl terazisiyle günümüz tüketim toplumuna bakalım. Karşımızda “arzu düşkünlüğü”nün sınır tanımaz bir versiyonu durmaktadır. Kapitalist sistemin beslediği bu yeni insan tipi için arzuların sınırı yoktur. “En yeni” olan, “en iyi” olandır; “daha fazla” olan, “daha mutlu” olandır gibi. Bir telefonun piyasaya sürülmesinin üzerinden bir yıl geçmeden yenisiyle değiştirilmesi teşvik edilmektedir. Iphone 17satın alma kuyrrukları gibi.. Mevsiminde tüketmediğimiz meyveler, ülkemizin güney ucundan getirilip soframıza konulmaktadır. Sahip olmadığımız bir hayatın özlemiyle sosyal medyada saatler geçiririyoruz. Tüketim, artık bir ihtiyaç giderme eylemi olmaktan çıkmış, bir kimlik inşa etme, statü kazanma ve hatta varoluşsal bir boşluğu doldurma aracı haline gelmiş durumdadır.

İbn Miskevyh’in perspektifinden bakıldığında, modern insanın bu hali, nefsanî arzuların akıl terazisinden geçirilmediği, aksine akıl ve iradenin bu arzuların emrine verildiği bir durumdur. Reklamlar ve pazarlama stratejileri, sürekli olarak yeni ihtiyaçlar üreterek ve arzuları körükleyerek insanın “tüketme gücü”ne hitap eder olmuştur. “Hakiki olan”ın, “güzel olan”ın ve “iyi olan”ın ne olduğuna dair sorular yerini, “hangi marka?”, “ne kadar?” ve “ne kadardı?” sorularına bırakmıştır. Bu durum, bireyi sürekli bir tatminsizlik döngüsüne hapseder hale gelmiştir. Çünkü elde edilen her yeni şey, ufukta beliren daha yenisi karşısında hızla eskir ve değersizleşir yaklaşımı hakim olmuştur. Arzuların doyurulması, geçici bir hazdan öteye gitmez ve yerini hemen yeni bir açlığa bırakır sarmalındayızdır artık.

Oysa İbn Miskevyh’in ölçülülük erdemi, bize asıl mutluluğun bu geçici hazlarda değil, nefsi terbiye ederek ulaşılan iç huzurda ve dengede olduğunu hatırlatır. Ölçülü insan, bir mala sahip olmakla ona esir olmak arasındaki farkı bilir. Sahip olduklarının değerini bilir, israftan kaçınır, ihtiyacı kadarını alır ve fazlasını paylaşır. Onun için önemli olan, sahip olduklarının miktarı değil, onları nasıl ve hangi niyetle kullandığımızdır. Bu anlayış, tüketimin esiri olmuş modern bireye adeta bir can simidi niteliğindedir. Bizi “ne kadar çok şeye sahip olduğumuz” sorusundan, “neye gerçekten ihtiyacımız var?” ve “neyi hak ediyoruz?” sorularına yönlendirmektedir.

Tüketim toplumunun dayattığı “doyumsuzluk” girdabında, İbn Miskevyh’in ölçülülük çağrısı, bir geri dönüş bildirisi gibi tarafımızca okunabilir.  Miskevyh kendimize, eşyayla kurduğumuz ilişkiye, arzularımızın kaynağına dair sorular sormamızı ileri sürer. Bu, modernitenin tüm nimetlerinden vazgeçmek anlamına gelmez elbette. Aksine, onları daha bilinçli, daha özgür ve daha insani bir zemine oturtmak anlamına gelir. Terazinin bir kefesinde madde, diğerinde mana; birinde dünya, diğerinde ukba (ahiret) vardır. Ölçülülük, bu iki kefeyi dengeleyerek, insanın dünyada bir yolcu, eşya üzerinde ise bir emanetçi olduğu şuuruna ermesidir aslında. Belki de çağımızın en çok ihtiyaç duyduğu erdem, işte bu kadim teraziyi yeniden kurmakla sağlanacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder