Jeremy Bentham, 18. yüzyılın sonlarında yaşamış bir İngiliz düşünürdü ve onun fikirleri, bugün hâlâ etik tartışmaların merkezinde yer alıyor. Bentham’ın “en yüksek mutluluk ilkesi” (ya da faydacılık ilkesi) aslında çok yalın bir soruya dayanır: Bir eylem, doğru mudur yanlış mıdır? Ona göre cevap, o eylemin mutluluk üretme kapasitesinde gizlidir. Daha teknik ifadeyle: “En fazla sayıda insana en büyük mutluluğu sağlayan eylem ahlaken doğrudur.”
Peki bu ne demek? Hayatı bir terazi gibi düşünelim. Bir kefede haz, zevk, refah ve iyilik; diğer kefede acı, ızdırap, yoksunluk ve zarar vardır. Bentham’a göre her eylem, bu terazinin hangi kefesinin ağır bastığına bakılarak değerlendirilmelidir. Eğer yaptığınız bir şey, sonuçta daha çok kişinin daha az acı çekmesine ve daha çok haz duymasına yol açıyorsa, o eylem iyidir. Tam tersi, gereksiz acıyı çoğaltıyorsa kötüdür.
Bentham bu düşünceyi o kadar ileri götürdü ki, bir eylemin yarattığı toplam mutluluğu hesaplamak için “hedonik hesap” adını verdiği bir tür matematiksel tablo bile geliştirdi. Bu tabloda bir haz veya acının şiddeti, süresi, kesinliği, yakınlığı, verimliliği (ardından başka hazlar gelir mi), saflığı (acı karışmış mı) ve yaygınlığı (kaç kişiyi etkiliyor) gibi kriterler vardır. Kulağa karmaşık geliyor, ama özünde basit bir günlük hayat sorusu: “Bu kararla her şey düşünüldüğünde daha mutlu olacak mıyız, yoksa daha mutsuz mu?”
Örneğin, bir arkadaş grubu akşam yemeğine gideceği restoranı seçerken, herkesin tercihlerini göz önüne alır. Bir kişinin çok sevdiği ama diğer herkesin nefret ettiği bir yer varsa, Benthamcı mantık “çokluk mutluluğuna” bakar ve çoğunluğun memnun olacağı restoranı seçer. Ancak daha ciddi örnekler de var: Bir kaza anında bir sağlık görevlisinin, yaralı birini kurtarmak için diğer normal hastayı bekletmesi; bir vergi politikasının yoksullara yardım edecek şekilde düzenlenmesi; hatta yalan söylemenin ne zaman affedilebilir olduğu (örneğin, bir çocuğa hediye sürprizini bozmamak için ufak bir yalan söylemek). Bentham, bu hesaplamada hiç kimsenin çıkarının diğerinden doğal olarak üstün olmadığını da söyler: “Herkesi bir sayar, kimse birden fazla sayılmaz.” Yani kralın mutluluğu da, sıradan bir vatandaşın mutluluğu da terazide aynı ağırlığa sahiptir.
Elbette bu yaklaşımın zorlukları yok değil. Mutluluğu ölçmek, hele herkesinkini aynı anda hesaplamak gerçek hayatta kolay değil. Bir insanın haz duyduğu şey, başkasına acı verebilir. Bazı durumlarda azınlığın haklarını çiğnemeden çoğunluğun mutluluğu nasıl sağlanır? Ya da kısa vadeli hazlar uzun vadeli mutsuzluğa yol açıyorsa hangisini tercih edeceğiz? Bentham bu soruların farkındaydı, ancak onun temel katkısı, ahlakı gökyüzündeki soyut kurallardan alıp yeryüzüne, insanların gerçek hislerine ve sonuçlarına indirmektir denebilir.
Bugün Bentham’ın mirasını, hastanelerde triyaj (aciliyete göre önceliklendirme) sisteminde, kamu politikalarının maliyet-fayda analizlerinde, hatta bir film izleyip “kimsenin canı yanmasın, herkes eğlensin” dediğimiz anlarda bile görmek mümkündür. En yüksek mutluluk ilkesi, bize sürekli şunu hatırlatır: Bir eylemin iyiliği niyetlerde değil, sonuçlarda gizlidir. Ve en iyi sonuç, en çok kişinin en çok mutlu olduğu sonuçtur.
Elbette mutluluğu tek bir denklemle açıklamaya çalışmak her zaman tatmin edici olmayabilir. Fakat Bentham’ın basit sorusu, ahlakı herkesin anlayabileceği, üzerine konuşabileceği ve hayatın içinde test edebileceği bir alana çeker. Belki de bu yüzden, iki yüz yıldan fazla bir süredir, insanlar hâlâ “Ne yapmalıyım?” diye sorduklarında, cevabı bir an için Bentham’ın terazisinde tartmayı denemektedirler.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder