Ş. Teoman Duralı’ya göre insan, yalnızca biyolojik bir canlı değildir; aynı zamanda anlam üreten, kültür kuran ve kendisini aşabilen bir varlıktır. Onun biyoloji felsefesi üzerine düşüncelerinde insan, doğanın sıradan bir parçası olmakla birlikte doğayı yorumlayan ve dönüştüren özel bir konuma sahiptir. Bu bakımdan insanı anlamak için yalnızca genetik yapı, içgüdü ya da evrimsel süreçler yeterli değildir; insanın dil, tarih, ahlak ve medeniyet kurucu yönü de dikkate alınmalıdır.
Duralı’nın yaklaşımında insanın biyolojik boyutu, onun canlı oluşunun temelidir. İnsan da diğer canlılar gibi doğar, büyür, beslenir ve ölür. Açlık, korunma, korku ya da üreme gibi dürtüler insan hayatının doğal tarafını oluşturur. Ancak Duralı’ya göre insanı diğer canlılardan ayıran nokta, bu biyolojik zeminin üzerine kültürel bir dünya inşa edebilmesidir. Çünkü insan yalnızca yaşayan değil, yaşadığı hayata anlam veren bir varlıktır. Bir hayvan çevresine uyum sağlar; insan ise çevresini değiştirir, şehirler kurar, sanat üretir, hukuk geliştirir ve medeniyet meydana getirebilir.
Bu nedenle Duralı, modern çağın insanı sadece biyolojik bir organizma gibi değerlendiren indirgemeci anlayışlarını eleştirmektedir. Ona göre insanı yalnızca DNA, beyin kimyası ya da evrimsel mekanizmalar üzerinden açıklamak eksik bir bakış açısıdır. İnsan düşünür, inanır, değer üretir ve geleceğini tasarlayabilendir. Kültür tam da burada ortaya çıkar. Dilin oluşması, geleneklerin aktarılması, ahlaki ilkelerin belirlenmesi ve eğitimin sürdürülmesi biyolojik değil, kültürel süreçlerdir. İnsan doğuştan sadece yaşama potansiyeliyle gelir; fakat onu “insan” yapan şey kültür içerisinde yetişmesidir.
Duralı’nın düşüncesinde kültür, biyolojiyi inkâr eden değil, onu aşan bir katmandır. İnsan bedeniyle doğaya bağlıdır; fakat zihni ve iradesiyle doğanın sınırlarını sorgulama özelliğine sahiptir. Örneğin açlık biyolojik bir ihtiyaçtır; ancak sofranın biçimi, yemek kültürü ve paylaşım anlayışı kültüre aittir. Benzer şekilde korunma içgüdüsü doğaldır; fakat hukuk sistemleri ve devlet düzeni kültürel ürünlerdir. Bu durum insanın hem tabiatın bir parçası hem de tabiatı anlamlandıran bir özne olduğunu göstermektedir.
Duralı ayrıca modern teknolojik uygarlığın insanı kendi kültürel köklerinden uzaklaştırdığı düşüncesini de önesürer. Ona göre günümüz dünyasında insan, hızla tüketen ve mekanikleşen bir yaşam içinde kendi varoluş anlamını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Biyolojik ihtiyaçların merkeze alınması; tüketim, haz ve verimlilik eksenli bir insan anlayışı doğurmuştur. Oysa insan yalnızca maddi ihtiyaçlarıyla açıklanamaz. İnsan aynı zamanda manevi yönü olan, anlam arayan ve değer üreten bir varlıvarlık özelliği taşımaktadır.
Sonuç olarak Ş. Teoman Duralı’nın biyoloji felsefesi, insanı hem doğanın içinde hem de kültürün kurucusu olarak değerlendiren bütüncül bir yaklaşımdır. Ona göre insan, biyolojik temeller üzerinde yükselen kültürel bir varlıktır. İnsanı sadece doğaya indirgemek de yalnızca kültüre hapsetmek de eksik kalır. Gerçek insan anlayışı; beden ile anlamı, doğa ile medeniyeti, biyoloji ile kültürü birlikte düşünebildiğimiz ölçüde mümkün gözükmektedir..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder