Nurettin Topçu'nun Hareket Felsefesi

 

Hareket Felsefesi: Nurettin Topçu’nun Durağanlığa Başkaldırısı

Nurettin Topçu denince akla gelen ilk kavramlardan biri “isyan” dır. Oysa onun isyanı, yıkıcı bir tepki değil; insanı kendi özüne, hareketine ve ahlaki sorumluluğuna çağıran bir feryat gibidir. Topçu’nun hareket felsefesini anlamak, aslında modern insanın içine düştüğü durağanlık, taklit ve ruhsuzluk bataklığını fark etmekten geçer.

Topçu’ya göre varlık, özü itibarıyla durağan değil, hareketlidir. Ancak bu hareket, fiziksel bir devinimden çok, ruhun ve iradenin sürekli bir oluş halinde bulunmasıdır. O, maddeyi değil, ruhu temel almaktadır. Madde durağandır, tekrar eder, donmuş durumdadır. Oysa ruh daima akar, daima başkalaşır, daima yeni bir şey üretir. Bu yüzden Topçu için asıl varoluş, ahlaki bir hareketin içinde olmaktır.

Peki bu hareket nereden başlar? İsyandan. Topçu, insanın önce kendi içindeki putları kırması gerektiğini söyler: taklitçiliği, tembelliği, sorgusuz kabullenişi vb. Ona göre Doğu toplumları, özellikle Türkiye, uzun zamandır taklitçi bir düşüncenin esiri olmuştur. Batı’yı olduğu gibi almak, kendi özünü unutmak, en büyük durağanlık biçimidir. Gerçek hareket ise “kendi olma” mücadelesidir. Bu mücadele, rahatı bozar, düzeni sarsar, ama ancak bu şekilde insan şahsiyetine ve millî karakterine kavuşabilir.

Topçu’nun hareket felsefesinin en çarpıcı yanı, onu doğrudan ahlakla ilişkilendirmesidir. “Hareket” onun için sadece bir düşünce değil, bir eylem biçimidir. İnsan, düşündüğü gibi değil, eylemleriyle vardır. Ve bu eylem, başkasının iyiliğini hedeflemelidir. Topçu’nun meşhur “Var olmak, bir şeye karşı olmaktır” sözü, onun varoluşçu çizgisini gösterir. Ancak bu “karşı olma” nihilist bir yıkım değil, inşa edici bir başkaldırıdır. Tıpkı Mevlâna’nın “hamdım, piştim, yandım” sözü gibi: "insan ancak yanarak, acı çekerek, mücadele ederek kemale erer" der.

Bu felsefenin eğitim anlayışı da ilginçtir. Topçu, ezberci, disiplinci, otoriter eğitim sistemini eleştirir. Çünkü bu sistem çocuğun içindeki hareketi, isyanı, sorgulamayı söndürür. Gerçek eğitim, çocuğun ruhundaki ateşi körüklemeli, onu kalıplara sokmamalıdır. Bu yönüyle Topçu, günümüz eğitim sistemine temel bir eleştiri yöneltir: "Okullarımız âlim değil, memur yetiştiriyor. Halbuki âlim hareket eder, sorgular, isyan eder; memur ise yerinde sayar" der.

Peki Topçu’nun hareket felsefesi bizi nereye götürür? Ona göre nihai hedef, “Allah’a doğru hareket”tir. Topçu derin bir dindardır, ama bu dindarlık şekilci ve taklitçi bir dindarlık değil, aksine isyankar ve sorgulayıcı bir dindarlıktır. O, tasavvuftaki “seyir” kavramını felsefesinin merkezine koyar. İnsan, kendi benliğinden sıyrılıp Rabbine doğru yükselen bir varlıktır. Bu yolculukta ona kılavuzluk eden şey, nefse ve gaflete karşı duran bir iradedir.

Özetle Nurettin Topçu’nun hareket felsefesi, çağımızın en büyük hastalığına amaçsızlık, tüketim çılgınlığı, kimliksizlik, manevi boşluk köklü bir cevap niteliğindedir. Onun önerisi, konforlu bataklıkta saplanıp kalmak yerine, dikenli ama şerefli bir yolda yürümektir. Bu yolda hata yapmak da vardır, yorulmak da, düşmek de. Ama hareketin öldüğü yerde insanlık da ölür. Belki de Topçu’nun bize hatırlattığı en temel şey budur: Durmak, ölmektir. Hareket ise, acı da verse, hayattın  ta kendisidir...Durmak yok!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder